Startseite

Türkiye, emperyalist ülkelere Çanakkale’yi geçilmez yapmasına karşın, girdiği dünya savaşında yenik sayılmıştır. Ülke İzmir’den başlayarak İtilaf Devletleri’nin işgaline uğramıştır. Türk halkı Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, 1212 gün süren kurtuluş mücadelesi vererek, işgalcileri geldiği gibi geri göndermiştir. 1 Kasım 1922 günü saltanat kaldırılmış, 17 Kasım 1922 günü de Padişah Vahdettin bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul’dan kaçmıştır. Ülkede nasıl bir rejim kurulacağı merak edilir olmuştu. 28 Ekim 1923 gecesi Çankaya Köşkü’nde Gazi Mustafa Kemal Paşa arkadaşlarına, “yemekten sonra Anayasa’nın bazı maddelerinin üzerinde çalışacaklarını”  bildirmiş, yeni başbakan adayı olduğunu söylediği İsmet Paşa’yı da bu çalışmaya davet etmiştir.

‘‘Mustafa Kemal Paşa bıçağını eline aldı, doğruldu, derin bir nefes aldıktan sonra hafifçe tabağına vurarak:

‘Beyler’ dedi.

O da heyecanlı, kaşları çatılmış, ama gözlerinde güleç bir ifadeyle arkadaşlarına bakıyordu. Çıt çıkmıyordu şimdi yemek salonunda:

‘Beyler, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz.’

Tek tek herkesin yüzüne bakarak durumu kontrol ediyordu. Şimdi sofradakiler yıldırım çarpmış gibi kalakalmıştı. Neden sonra, beyinlerde şok yaratan bu haberi alkışlamak birilerinin aklına geldi ve yemek odası bir anda sanki patladı.

Gazi Mustafa Kemal Paşa uygun bir süre bekledikten sonra açıklamasını sürdürdü:

‘Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir. Bunu anayasamıza, yarınki Meclis toplantımızda koyduracağız. Hazırlıklarımızı bir kez daha gözden geçirmeliyiz.”1

Gazi Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta o geceyi şöyle anlatır:

“Efendiler, görüyorsunuz ki, Cumhuriyetin ilanına karar verebilmek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum görmedim. Çünkü onların da aslında ve tabii olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Hâlbuki o sırada Ankara’da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar.”2

Gazi’nin aklına, “Cumhuriyet’in İlanı” fikri 28 Ekim 1923 günü ilk defa mı gelmişti? Acaba Gazi’nin aklında ülkenin idare şekli ne olacağı ne zaman şekillenmişti, anımsayalım.

1905 yılında, Mustafa Kemal’in Cumhuriyet yolundaki düşüncesini Beyrut’ta yaptığı bir konuşmasından şöyle öğrenebiliriz;

“Dava yıkılmak üzere olan imparatorluktan, önce bir Türk Devleti çıkarmaktır.”3

II. Meşrutiyet yıllarında ise; “İnkılâbı tamamlamak gerekir. Biz bunu yapabiliriz. Ben bunu yapacağım. Evet, inkılâp yapacağız. Bugüne kadar yapılan inkılâp yeterli sayılmaz. Fazlasını yapacağız” demiştir.4

19 Mayıs 1919’dan önceki devrede Mustafa Kemal Paşa, “Cumhuriyet” konusuna kafa yormakta, ancak “Cumhuriyet” fikrini açıkça dile getirmemektedir. Alman yazar Gotthard Jaschke, “Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Atatürk” adlı kitabında bu durumu şöyle anlatır; “Atatürk kendi iç düşüncelerini birkaç yakın dostundan başkasına açıklamamıştı. Dışarıya, padişahlığın kaldırılmasını, Anadolu İnkılâbının çoktan bir oldu-bittiye geldikten sonra bile hiç düşünmediği sanısını veriyordu.”5

22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi’nde geçen; “Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ifadesi açıkça milli egemenlik ve daha da ilerisinde, cumhuriyete doğru giden yolda atılan adımlardan birisini teşkil edecektir. Amasya Genelgesi’nde yer alan “Milli Egemenlik” ilkesi, daha sonraki tarihlerde yapılacak olan Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarına da etki edecektir. Türk milletinin kendi egemenliğini eline alması yönünde yapılan bir davet niteliğinde olan bu genelge, Türk milletinin kendi kaderini çizmesi doğrultusunda, artık yeni bir yönetimin, Cumhuriyetin ilk işaretlerini vermekteydi denilebilir.

Erzurum Kongresi’nin hazırlık çalışmaları yapıldığı sırada, 7/8 Temmuz 1919 sabahı, Bitlis Eski Valisi Mazhar Müfit Bey’in, Gazi’ye; “Başarı sağlandığında hükümet şekli ne olacak?” şeklindeki yönelttiği soruya Gazi; “Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır.” demiştir. Süreyya (Yiğit) Bey ile Mazhar Müfit (Kansu) Bey ilk defa Mustafa Kemal’in ağzından “Cumhuriyet” kelimesini o sabah duymuşlardır.

1919 yılına ait İngiliz belgelerinde, Anadolu hareketinin bağımsız bir cumhuriyete doğru yol aldığı belirtilmekte, 22 Eylül 1919 tarihli The Times gazetesi ise Sivas Kongresi’nden; “Sivas’ta ki Anadolu Cumhuriyeti” diye söz etmektedir. Aynı tarihlerde İstanbul’daki Osmanlı devlet yöneticilerinin bu yöndeki kaygıları da bilinmekteydi.6

Fransa’nın en tanınmış gazetelerinden Le Temps’in, 24 Ağustos 1919 tarihli nüshasında, Anadolu’da bağımsız bir cumhuriyet ilan edileceğine dair verdiği haber dikkat çekmekteydi. Sivas Kongresi sonrasında İngiliz Amirali Sir John de Robeck’in 17 Eylül 1919 tarihinde Dış İşleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği raporda, Anadolu’da ortaya çıkan milli hareketten bahisle, bunun aslında bağımsız bir cumhuriyetin kurulmasına doğru gelişme kaydettiği haberi verilmekteydi. Chicago Daily News gazetesinin 25 Ekim 1919 tarihli nüshasındaysa, Sivas Kongresi haberlerine yer veriliyor ve Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Anadolu Savaşı bir devrim olarak nitelendiriliyordu.7

Adı ilk başlarda söylenmese dahi, bu yol Cumhuriyet’e giden yoldu. Cumhuriyet’in ilanını sağlayacak olan ve belirgin bir hazırlık devresini alt yapı olarak ortaya koyan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920’de göreve başlamıştır. Ardından 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması, 24 Temmuz 1923’te bağımsızlığımızı sağlayan Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması, 2 Ekim 1923’te Türk askerlerinin İstanbul’a girmesi, 13 Ekim 1923’te Ankara’nın yeni devletin başkenti olması, Cumhuriyet’in ilanına giden yolu açan ve kolaylaştıran olaylardı.

Sonuç:

1946’dan itibaren gelen iktidarların büyük bir kesimi adeta Cumhuriyet ve kazanımlarını yok etme ereğiyle ve taviziyle oy almıştır. Köy Enstitüleri’nin 1952 yılında tamamen kapatılması, köylünün fert olma yerine kul olma yolunu tekrar açmıştır. Sahte “Demokratlığın” “Demirkırat” olarak halka sunulması sırayla Atatürk devrimlerinin törpülenmesine ve günümüzde de yok edilmesine yol açmıştır. Günümüzde yapılan her şeyin din eksenine oturtulması ile Atatürk’ün bize emaneti olan eserleri birer birer yok edilmektedir. Onların hedefleri; 2023… Cumhuriyet’in 100. Yılı… Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkmanın, devrimlerle hesaplaşmanın sona ereceği yıl… 91 yıl önce bugün, küllerinden yeniden doğan Türkiye’nin “Cumhuriyet” ile nasıl taçlandığını bilen biz Atatürkçüler için hedef sadece 2023 değil, ülkesini ve rejimini sonsuza kadar korumak olmalıdır.

29 Ekim 2014

ADD Eğitim Kurulu

1 Nezihe Araz, Mustafa Kemal’le Bin Gün, Ankara, 1993, s. 158.
2 Mustafa Kemal Nutuk, Hazırlayan Zeynep Korkmaz, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1998, s. 543.
3 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul 1967, S. 108.
4 A.Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ankara 1968, S.75.
5 Gotthard Jaschke, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Atatürk, Ankara 1967, S. 556.
6 Zeki Arıkan, “Cumhuriyetin İlânı ve İzmir Basını”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Temmuz 198, S. 959.
7 Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk (1919-1938), 1, Ankara 1973.

Şimdi paylaş !

10 Kasım Basın Bildirisi

Üyelik Başvuru Formu

ADD Duyurular

Aktuel Bilgiler / Abone ol

Anıtkabir Özel Defteri

Bugün Anıtkabir

Özel Defterini imzaladınızmı ?

tıkla

Ziyaretçi Defteri